TÜRK POP DÜNYASININ EFSANESİ, YERLİ ELVİS PRESLEY DİYE DE ANILAN, ENERJİK, YENİLİKÇİ, AKTİF, CESUR, BEYEFENDİ KİŞİLİĞİYLE NESİLLER BOYU SEVİLEN DUAYEN SANATÇIDIR. VATAN TELEVİZYONUMUZDA, PAPATYALI SABAHLAR PROGRAMINDA, ÇEŞİTLİ KUTLAMALARIMIZDA, PAPATYA DERGİSİNİN ORGANİ- ZASYONLARINDA, ÖNCE VATAN GAZETEMİZDE RÖ- PORTAJLARIMIZDA, ÇEŞİTLİ AVM, EĞİTİM KURUMU VS. TÜM ETKİNLİKLERİMİZDE BİZİMLEYDİ, İYİ BİR DOST, GERÇEK BİR SANATÇIYDI, İYİ Kİ YAKINDAN TANIDIK, HEP SEVECEĞİZ, KALBİMİZDE YAŞAYACAK, TÜM MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN, ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUZ…. 26 NİSAN 2014’TE YAYINLADIĞIMIZ EN SON RÖPORTAJIMIZI TEKRAR SİZİNLE PAYLAŞIYORUZ:
SEVGİLİ DOSTUM EROL BÜYÜKBURÇ’A PLAKETİNİ TAKDİM EDERKEN SAYFİYEDE…
PAPATYA DERGİSİ 8 MART KADINLAR GÜNÜNÜ KUTLARKEN, UNUTULMAZ BİR GÜNDÜ TÜM
DOSTLARIMIZLA….
ÇÇOOKKK ÜZGÜNÜM:((((((
SENİ ÇOK ÖZLEYECEĞİZ…
Türk popunun duayeni, harika insan EROL BÜYÜKBURÇ SENİ ÖZLEYECEĞİZ
– Lise yıllarında kurduğu ilk müzik grubuyla, Florya plajında müzik yaptı. İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’na giden Büyükburç, bir yandan da şan dersleri aldı. Müzik hayatına 1961’de ‘‘Little Lucy’’ adlı bestesini plak yaparak başladı. Balkan Festivali’nde ‘‘En İyi Şarkıcı’’ ödülünü aldı. Uzun yıllar Efsaneler Orkestrası ile çalıştı.
– Erol Büyükburç, ilk albümü olan “Sevgi Çiçekleri”ni 1975 yılında çıkardı. Lise yıllarında müziğe giriş yapan sanatçı İstanbul Belediyesi konservatuvarına devam etmiştir. Kurduğu Erol Büyükburç Vokal Grubu ile sahne almıştır.
– 20 fotoroman, 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 200’e yakın ödül, 1800 civarında bestesi bulunan sanatçı Büyükburç ayrıca 30’a yakın filmde de rol aldı.
– 22 Temmuz 1999’da kızı Ajlan Büyükburç’u traik kazasında kaybetti. 2001 yılında da eşi Emel Büyükburç’u karaciğer yetmezliği sonucu kaybetti. Sanatçı, İstanbul Etiler’deki evinde 12 Mart 2015 tarihinde ölü bulundu.
Kurucusu olduğu Türk popundaki tıkanmaya çare arayan Erol Büyükburç’a göre;
“MÜZİK AMAZONLAŞTIRILMALI”
Bugünkü pop müziğimizi aynı tür ağaçlardan oluşan bir ormana benzeten Erol Büyükburç, “Bu toplum artık monofoniden, yani tek seslilikten kurtulmalı” diyor.
Türk popunun kurucusu Erol Büyükburç ile son dönemdeki müzikal gelişmeleri ve yaptığı çalışmaları değerlendirdik. 50’li yıllarda başlattığı pop müziğin bugün tıkandığını belirten Büyükburç, sorularımızı şöyle yanıtladı;
Müzik çalışmalarınızı hangi çerçevede sürdürüyorsunuz?
Müzikte ana yolu oluşturacak özel yolların arayışı içindeyim. Bu konuda gelişmiş evrensel değerleri olan ülkelerden nasıl yararlanılacağını hesaplayarak çalışmalarımı sürdürmekteyim. Bu yaklaşımıma “müzikte geri kaldığımız noktaların onarımı” da diyebiliriz. Her konudaki “gelişen kültürel ışığın dünyaya eşit dağılımı” gibi de anlayıp bu konuyu ele alabiliriz. Toplumun yeni bir şarkının boyutlarının nasıl olmasını istediğini tahmin etmek, onun kodlarını okumak, sözünün, ezgisinin, arajmanının ve yorumunun şifresini duyumsamak en zor konulardandır.
Günümüzdeki çağdaş müziği nasıl takip ediyorsunuz?
Dünyada yeni müziklere dair yapılanmaları yakından takip edenlerdenim. Böylesi konuların labirentlerinde şaşırmadan, kaybolmadan yol almak gerekir. Çağdaş Türkiye’nin gençleri bu yolların izini sürmeli, yenilikleri görmeli.
Telefonda konuşurken, radyo dinlerken, bilgisayarla uğraşırken, televizyon izlerken yani her alanda süregelen iletişim kurarken artık metaforik bir uzamda yaşıyoruz. Tematikleşen radyolar da bize bir eğitim servisi veriyor. Böylesi çeşitli imkanların içinde şaşkınlaşmış bir resim vermeden sakince yaşıyor, yakından izliyorum.
Türkiye’de nasıl bir dinleyici yapısı var?
Türkiye’de izler kümelerin kültürel beğenileri arasında derin farklılıklar yaşanır. Bir yanda rahmetli arkadaşım Müslüm Gürses’in konserlerinde vücuduna jilet atanlar, diğer yanda rock konserlerinde kafa sallayıp kendinden geçenler. Andre Rio’yu, evrensel caz topluluklarını, İdil Biret’i, Fazıl Say’ı, Kerem Görsev’ dinleyenler, öte yanda halk türkülerine ya da klasik Türk musikisine gönül verenler.
Kurucusu olduğunuz Türk popunun bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk popu bugün maalesef birbirine benzeyen yapıtlar dönemini yaşıyor. Yalnız aynı tür ağaçlardan oluşan bir ormana benzedi. Böylece monotonlaşan ve kristalleşen dinletilere dönüştü. Bu durum işin kolaycılığı. Aslında müzik amazonlaştırılmalı. Ağaçların çeşitliliği gibi müzik dünyasında da ekoller çoğaltılmalı. Bu toplum artık monofoniden, yani tek seslilikten kurtulmalı. Çeşitlenmeli ve bu çeşitlenişle renklenmeli.
Oysa Türkiye’de pop müziğin bugün bir rastgelelik ya da düzensizlik içinde olduğunu görüyorum. Doğru dürüst yeni ekollere doğru bir uzanış eksikliği yaşanıyor. Bu yüzden yeni ekoller ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Müzikte gericiliği bırakıp gelişimciliği görenler değişimin öncüleri ve kahramanları olacaktır. Olması gereken kültürel boyutun dişlileri böylece yerine oturacaktır.
“Müzikteki gericilik” ile neyi kastediyorsunuz?
Alt kültürün gelişimci bakış yanı ağır hareket eder. Diğer gelişmiş beğeniler terk edilir. Evrensel bakış açısı zayıflar. Kültürel gelişimin kanı çekilir. Örneğin, dünyada müziğin en gelişmiş yapıtları konçerto ve senfonilerdir. Beğeni kültürü geliştirilmemiş toplum katmanları bu gelişmişliklerden uzak durur, arabeskin içinde uyuşur kalır.
Ülkemizde maalesef müzikte izler kitle sayısını çoğaltmak için arabesk gibi bir konuyu suni olarak üretilen yapıtlarla besleyerek türdeşleştirmeye gidilmiştir. Arabesk, gelişimci yolların yolunu kesen bir türe dönüşmüştür. Topluma yararlı olabilecek devrimsel yenilikler ise anlayıp kavrama kapısında bekletilmektedir. Bu gafletten artık uyanmamız lazım.
Müzikte sağlıklı gelişimin önündeki engeller neler?
Türkü bazlı bir ülke olduğumuz için müzikte yeni oluşumları, değişimleri anlama boyutunda türkü gözlüklerini çıkarmadan yenilikleri net göremiyoruz. Rezidanslara yerleşsek de köy evlerinde yaşar gibiyiz. Bundan köy yaşamını aşağıladığım anlamını çıkarmayın. Ülkemizin ve insanımızın daha çok sesli düşünmeye ihtiyacı var. Bu ancak çok sesli müziği anlamakla sağlanır.
Türk popunu kurarken de engellerle karşılaştınız mı?
Kültürel gecikme teknolojik gelişmelere yaslanmaktadır. Ya da tersi söz konusudur. Örneğin, yeni müziğimizin dünya ölçeğinde oluşup gelişmemesi hep canımı sıkmıştır. 1950’li yıllarda pop müziğin kurulması için yaptıklarım o dönemde “devrim” olarak nitelendirilmiştir. Tüm engellemelere rağmen ısrarcı ve kararlı tutumum işe yaramıştır. Bugün ülkemizde Türk popunun yaşayan resminden herkes haberdardır. O dönemlerin eski tutucuları bile hak vermek ve takdir etmek zorunda kalmışlardır.
Yeni ekoller arayışına neden girdiniz? Çalışmalarınız hangi aşamada?
Kurucusu olduğum Türk popunda son dönemlerdeki tıkanıklığı görüyor, üzülüyor ve aşmanın yollarını bulmak için çalışıyorum. Hazırladığım 12 yeni ekolle Türk popunu sağlıklı gelişim rayına oturtmayı istiyorum. Yeni ekollerin halk kitlelerine ulaşması için gösterdiğim gayret televizyonlardaki konuşmalarımdan biliniyor. Ancak, böylesi konular sadece benim değil, gençlerin de bu ekollere katılımıyla canlanıp büyüyecektir. Konuyu gerek röportajlarda, gerek müzisyen gençlerle buluşarak, gerekse üniversiteleri gezerek öğrencilere anlatıyorum.
Çünkü, çok benzeşen şarkıları mukayese boyutunda birbirine tokuştursan fazla bir ses çıkarmaz. Oysa yeni ekollerin oluşması hem müzisyen istihdamını arttırır hem de daha renkli bir müzikal dünya oluşturur. Geçmişte ben pop müziği kurmak için çabalarken çoğunluk karşı çıkmıştı. Pop müzik kurulup bugünlere gelince de hepsi geç de olsa bana hak vermişlerdir. Tarih tekerrürden oluştuğuna göre şimdiki yenilik içeren projelerime yine karşı çıkanlar var. Ama bu projelerim yaşama geçtiğinde gene mahcup olacaklardır.
Ve şunu söylemek isterim ki; Vizyonu geniş olmayan insanlar gelişime hep engel olmaya çalışırlar. Onlara Tanrı’dan anlayış zenginliği diliyorum.
Son olarak Türk popunun kuruluş yıllarındaki müzik dünyasında nelere önem verdiğinizden ve müzisyen arkadaşlarınızdan bahseder misiniz?
Kurduğum müzik topluluklarındaki müzisyenlerin kendi müzik dünyasından etkin bir şekilde şarkı seçimi yapmasına ve yeni tarz yorumlamasına dikkat ederdim. Yoksa zamanın gerisinde kalan yorumsal dokunuşların dinleyici üzerinde etkisi olmazdı. Erol Büyükburç Vokal Grubu’nun üyeleri olan gitarist vokal Kadri Ünalan, bas vokal Müceyim Fener, gitar vokal Cüret Işıközlü, gitar vokal Rüştü Kurtuluş zamanı yakalamış çok değerli arkadaşlarımdı. Daha sonra kurduğum org ve aranjör Ümit Eroğlu, bas Uğur Başar, gitar Majak Toşikyan, bateri Altan Severcan, klarnet alto saksafon Önder Bali, gitar Neşet Ruacan zirvedeki orkestramın üyeleriydi. Konserlerimde sevecen kimliğimi yitirmeden coşkusal ve duygusal gücümü, estetik değerlerimi katarak sahne alırdım.
DUAYEN SANATÇIMIZ EROL BÜYÜKBURÇ İLE PAPATYALI SABAHLARDA ÇOCUKLARIMIZLA 23 NİSANI KUTLAMIŞTIK… EROL BÜYÜKBURÇ BİR EFSANEDİR… HER ZAMAN YANIMIZDA OLDU HER ETKİNLİĞİMİZDE BİZİMLE OLAN DOSTLARIMIZDANDI… DAHA ÇOK PROJEMİZ VARDI… ÇOK ÜZGÜNÜM… İNANAMIYORUM :(((( BANA HEP ‘CANIM CANIM CANIM’ DERDİ, SEVGİ DOLU DUAYEN SANATÇI, SEN HEP KALPLERİMİZDE YAŞAYACAKSIN… VATAN TV’DEN BİR KARE..


















