Ana Sayfa Röportajlar NERMİN BEZMEN

NERMİN BEZMEN

119
0

“Yazarlık dünyasına dedemin hayatı paralelinde aile geçmişimi anlatarak başladığım için dedem Kurt Seyit hem benim yazın dünyamda, hem de okurlarımın zihninde çok farklı bir yere oturdu. O benim en sahici ve bir o kadar da en vurucu kahramanım.”

Nermin BEZMEN güzel başarılı ve idealist bir iş kadını…

Nermin hanım bir çok yaratıcı, üretken yönünüz var. Örnek bir anne, başarılı bir yönetici, program sunucusu ve tabii ki popüler edebiyat dalında rağbet gören bir yazarsınız… Başarı hikayenizi anlatabilir misiniz? Hangi yönünüz daha baskın sizce?

Teşekkür ederim. ‘Popüler edebiyat’ tanımı  benim yazım dilimin pek karşılığı değil. Evet, yazdıklarım çok popüler oluyor. Yazar olana kadar cemiyet hayatında göz önündeki yerimden başka, iş kadınlığım, resim sergilerim, yoga eğitmenliğim, resim atölyem dolayısıyla değişik dallardaki üretimlerim sebebiyle medyanın ilgi gösterdiği yönlerim olduğundan gerçekleşmiş bir popülerliğim var ama romanlarım da, öykülerim de popülarite kaygısından çok uzak bir yapıdadır.

Kitaplarımda tarihin uzun süreçlerini çok ince, detaycı bir anlatımla, toplum ve insan psikolojisini, o zaman diliminin âdeta fotoğrafı çekilir netliğinde aktarıyorum. Uzun ve sancılı araştırma dönemlerinden sonra hayâl gücümle besleyerek vâr ettiğim bu romanlarda tarihi olgular, insan psikolojisi en derin işlediğim incelikler ama sanırım insanların aşka olan açlığından ve anlatımımdan dolayı içine yerleştirdiğim aşk bütün diğer unsurların önüne geçiyor. Yoksa, ihtilâller, göçler, sürgünler, harpler ve bu kaotik, dehşet verici dönemlerdeki insan mücadelesi, insanın hayatta kalma veya hayata sıfırdan başlama kavgası benim esas anlattığım.

Başarı hikâyeme gelince tesadüfi değildir. Çok küçüklüğümden bu yana içimdeki en güzeli, yaratabileceğim en mükemmeli ve ardımda muhakkak iz bırakacak yeteneğimi aramak ve bulmaktı hedefim. Her yaptığım işin hakkını vermeyi ve en iyisini yapmış olmayı prensip edindiğimden, gerek sanayi dünyasındaki görevlerimde, gerekse ardından mesleğim olan resim hayatı, tezhip-minyatür-kalem işi-resim öğretmenliği, yoga eğitmenliği beni hiçbir zaman o arzu ettiğim tatmine taşımadı ve arayışıma devam ettim. Zaten çocukluğumdan bu yana çok barışık olduğum kelimeler beni yazarlığa taşıdığı zaman “işte!” dedim kendime, “İşte! Beni bozkır otu gibi yaşayıp yok olmaktan koruyacak şey; yazmak!” Yüz binlere ulaşmak, onların sadece kütüphanelerine değil, yüreklerine, zihinlerine ve hayat felsefelerine demir atmak ve yeni yazdıklarımın heyecanla aranıyor, sabırsızlıkla bekleniyor olması bana hayatta yapabileceğim en kalıcı işin yazmak olduğunu gösterdi.

En baskın karakteristik özelliğim; kendime inanmak, yüreğimin sesini dinleyerek yaşamak ve yazmak, inanmadığım, sevmediğim şeyi yapmamak ve yazmamak, hiç kimseyi, hiç bir şeyi kıskanmadan sadece daha iyi ne yapabileceğimin peşinde sabırla, tutkuyla, coşkuyla ve aşkla, o çok sevdiğim inat ve hayâl gücümle yaşamaya ve üretmeye inanmak, ‘an’ı derin derin soluyarak kendime ait kılmak. 

“Hayatını ve dedesi Kurt Seyit’i romanlarına konu eden bir yazar olarak anılıyorsunuz, biraz açar mısınız?

Yazarlık dünyasına dedemin hayatı paralelinde aile geçmişimi anlatarak başladığım için dedem Kurt Seyit hem benim yazın dünyamda, hem de okurlarımın zihninde çok farklı bir yere oturdu. O benim en sahici ve bir o kadar da en vurucu kahramanım.

Kendi hayatımı ise özellikle saklanarak yaşamadığım halde, kendi özelimde tutmayı severim. Ne var ki; iki romanım, her ikisi de aslında paylaşmak üzere yazılmadığı halde, beni de okuruma hiç sansürsüz anlatan, yaşamın karşıma çıkardığı ve okurumla paylaştığı yolculuklarım oldu. ‘Bizim Gizli Bahçemizden’ ve ‘Dedem Kurt Seyit &Ben’ isimli bu kitaplarım, anlattıklarımla roman kahramanlarımdan ziyade benim tarafımdan çok kişiye yön gösterecek,  hayat mücadelesi ve kendine ait duran bir kimlik gelişmesi üzerine yeni pencereler açacak kitaplar olduğu için paylaşmaktan çekinmedim.

Tüm bu yoğun projeler içerisinde farklı oluşumlar var mı önümüzdeki günlerde?

‘Dedem Kurt Seyit & Ben’den önce yazmaya başladığım tarihi bir roman var. Oldukça da ilerlemiş olduğum bir romandı. Ancak, dizi olması ve senaryo danışmanlığını yaptım ‘Kurt Seyit & Şura’ romanımın beni yeniden dedemle birebir bağlantı kurduğum bir ruh haline çekmesi üzerine, o ilk üçlememi yazarken yaşadığım serüveni ve dedemle benzeşen karakter özeliklerimin kıyaslamasını yazdığım notlarımı bir araya getirerek, okurlarımla romanlarımın perde arkasını paylaşmak istedim ve ‘Dedem Kurt Seyit & Ben’ araya girdi.

Şimdi bu çok yoğun duygu halimden biraz sıyrılınca yeniden diğer romanıma döneceğim. Sırada bekleyen, kurgusu hazır çok romanım var. Hepsini birden yazabilsem keşke. Kütüphanemin raflarından beni çağırıp duruyorlar. Hangisi yüreğime daha büyük aşkla seslenecek, hep beraber göreceğiz.

Türk kadınına ve okurlarımıza tavsiyeleriniz nedir?

Türk kadınımız için dileyeceğim çok şey var ve bir çok konuda. Ama madem konumuz okumak, tüm anne olacaklara ve annelere öncelikli olarak kendilerini okumaya alıştırmalarını, çocuklarını okumayı sevmeye yönlendirmelerini rica ediyorum. Televizyon karşısında, çay saatlerinde, altın günlerinde, kuaförlerde geçen zamanların kimseyi geliştirmeye ve özel yapmaya katkısı yok. Annem sayesinde iki yaşında kitap okumaya, üç yaşıma geldiğimde kütüphanem oluşmaya başlamıştı. Yemek öğünü gibi; günde üç defa okuma saatim vardı. Okumak insanı hür kılar, tanımadığı bilmediği dünyalara götürür.

Düşünebiliyor musunuz, pasaport, vize, bilet almadan, bir kitap parasıyla veya bir kütüphane üyeliği sayesinde dünyaları, belki de hiç tanıyamayacağınız insanları, düşünce ve yaşam şekillerini, serüvenleri izlemek ve dünyanızı zenginleştirmek elinizde. Çocuklarınıza ancak böyle örnek olabilirsiniz. Çocuklarla beraber gerçekleştirilen okuma ve sonra onlara okuduklarını anlattırıp dinleme saatleri, kendi hayâl dünyalarını ve özgüvenle kendilerini ifade yeteneklerini inanılmaz hızlı geliştirir. Bu aşılanmayı sadece okula, öğretmenlere bırakmamak gerek.

Çocuklarımızı, bize cennetten gönderilmiş melekler olarak kabul ediyorum. Bizler ise ya onların kanatlarını güçlendirebiliriz, ya da zedeler, kırar ve kalabalığın içinde düşünmeden sürüklenen herhangi birine dönüşmelerine sebep olabiliriz. Bu bizim elimizde.

Yoğun bir iş hayatınız var, özel hayatınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Kendinize vakit ayırıyor musunuz?

Çalışma tempom çok yoğun. Zamanın kıskacında yaşayan biriyim. Örneğin; yedi sene boyunca hiç yazı yazmadan yaptığım bir seyahatim olmamıştı. Geçen seneki tatilime kadar. Kaldı ki; tatilde de yine yazmayı sevdiğimden, bomboş kalmak anlamında bir tatil anlayışı bana göre değil.

Benim, çok özel bir durum, sosyal sorumluluk projesi söz konusu değil ise,’ hanım hanıma’ programlarla ilişkim yoktur. AVM ziyaretleri, vitrin dolaşmaları, kuaför,  çay saatleri yaşamaktan hep uzak kalmayı seçtiğim yaşam şekilleri. Çok okuyorum. Konser, sergi, tiyatro takip ediyor, müze geziyorum. Öğrenmeye doyamıyor ve sürekli kendimi geliştirecek konularda yeni detaylar araştırırım.. Sürekli yaşamdan etkilendiğim şeyleri not alırım. Müzik, hayatımın olmazsa olmazı. Orkide yetiştiriyorum. Yoga yapıyor, kondisyon çalışıyorum. Ailem benim için çok önemli. Sık sık aile günleri tertipleyip en yakınlarımızı bir araya getirmeyi seviyorum. Torunlarım yaşamımın yepyeni taze renkleri. Onlarla yeniden çocuk oldum. Sevdiceğimle bir kahve, bir kadeh içki eşliğinde sohbet, anılarımızı paylaşmak, sık sık da kendi iç sesimi dinlediğim ve yenilenerek hayata devam ettiğim meditasyonumu yapmak yazmaktan geri kalan zamana sıkıştırdığım güzellikler.

Yapacağım işi de, yaşayacağım hayatı da, eşlik edecek insanları da sevdiklerimden, seveceklerimden seçmek hakkını kendimde görüyor ve bunun dışında çıkmadan, hayatımı gereksiz yüklerle doldurmadan yaşıyorum. Bir yerlerde görünmek, birilerine kendimi ispat etmek telaşım yok. Özendiğim, benzemek istediğim, kıskandığım kimse yok. Kendimi seviyor ve kendime güveniyorum. Bu da büyük huzur veriyor.

Sizce Türkiye’de edebi yazarlık nerede? Bu bağlamda bir çok yeni örnekler var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir yazarın ‘Edebi yazar’, yazdıklarının ‘edebi eser’ kabûl edilmesi her zaman kendi devrinde gerçekleşmeyebilir. Yazım tarihi boyunca zamanının kabûl ettiği edebiyat anlayışı kalıpları dışında kaldığı için benimsenmemiş nice edebi eser var. Bu arada edebiyat yapmak kaygısında, anlaşılmaktan uzak ve gerçeklerle ilgili samimi bir sorumluluk almadan yazılan eserler de var. Onun için bu değerlendirmeyi benim yapmam haksızlık olur. Edebi olmak, edebiyatı yapanın anlaşılmasıyla gerçekleşiyor.

NERMİN BEZMEN KİMDİR?

Nermin Bezmen 1954 yılında Antalya’da doğdu. Maçka İlkokulu’nu bitirdi. Atatürk Kız Lisesi’nde okurken, son sınıfta AFS bursuyla Amerika’ya gitti. Dönüşte Sultanahmet Sevk ve İdarecilik Yüksek Okulu’na devam ederek 1974 yılında mezun oldu. 1975 yılının Ocak ayında 21 yaşındayken, yanında çalıştığı 39 yaşındaki iş adamı Pamir Bezmen’le evlendi. İki çocuğu oldu. 29 Ocak 2009’da eşini kaybetti.

Bezmen, yönetici asistanlığı, satın-alma-pazarlama görevleri, canlı yayın  televizyon sunuculuğu, dergi yazarlığı ve halkla ilişkiler faaliyetleri yürüttü; geleneksel Türk sanatları ile ilgilendi.  Ord. Prof. Üheyl Ünver ile Cerrahpaşa Fakültesi bünyesindeki çalışmalarından sonra Topkapı Sarayı Nakışhanesinde üç sene ve ardından ikinci üniversitesi Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde ‘kalem-işi, restorasyon’ bölümünde okudu. Prof. Süleyman Saim Tekcan atölyesinde özgün baskılar üretti. Yirmi yedi sene boyunca kendi atölyesinde çocuklara ve yetişkinlere resim- tezhip-minyatür dersi verdi, altı sene yoga eğitmenliği yaptı. Halen, roman yazarlığının dışında Vatan gazetesinin Pazar ekinde ‘Pazar Senfonisi’ isimli köşesinde ve üç ayda bir çıkan tarihi ‘Chronicle’ mecmuasında ‘Zihnimin Kanatları’ başlığı altındaki sayfalarda yazmaktadır.

Yazar, sevgili eşinin sonsuzluğa yolculuğundan sonra yeniden yüreğinin kapılarını açan Tolga Savacı, canı çocukları ve torunları ile hayatı ve duyguları coşkuyla, tutkuyla kucaklamaya devam etmektedir.

ESERLERİ:

Uyandıran Aşk, 1991, İstanbul, PMR Yayınları

Kurt Seyt & Shura, 1992, roman. İstanbul, PMR Yayınları.

Kurt Seyt & Murka, 1993, roman. İstanbul, PMR Yayınları.

Mengene Göçmenleri, 1994, İstanbul, roman.PMR Yayınları

Zihnimin Kanatları, 1995, deneme. İstanbul, PMR Yayınları

Türkuaz’a Dönüş; 1997, anı-roman. İstanbul, PMR Yayınları

Bir Gece Yolculuğu, 1998, fantastik roman, İstanbul, PMR Yayınları

Kırk Kırıp Küp 1999, Kırk özgün hikâye. İstanbul, PMR Yayıncılık,

Bir Duayenin Hatıratı: Fuad Bezmen, anı-roman. 2002, İstanbul, PMR Yayınları

Sır, 2006, İstanbul,  roman. Remzi Kitabevi.

Aurora’nın İncileri, 2007, (Sır’ın devamı) roman.İstanbul, Remzi Kitabevi.

Sırça Tuzak, 2007, roman. İstanbul, Remzi Kitabevi.

Bizim Gizli Bahçemizden, 2009, anı mektuplar. İstanbul, Doğan Kitapçılık.

Gönderilmeyen Aşk, 2009, roman. İstanbul, Doğan Kitapçılık

Şeytanın İflâsı, 2011, (Sırça Tuzak’ın devamı)) roman.İstanbul, Doğan Kitapçılık

Hayâl Takımı – Sonsuzluk Bahçesine Yolculuk –çocuk romanı- 2011; İstanbul, Doğan-Egmont

Dedem Kurt Seyit & Ben, 2014, anı-deneme-roman. İstanbul, Destek Yayınları