Ana Sayfa Röportajlar JALE ÖZ

JALE ÖZ

2588
0

KADIN GİBİ KADIN!

50. SANAT YILIN KUTLU OLSUN!

Kadın her şeydir! Ana,yar,eş,dost,sırdaş ….her şey! Jale Öz, 20 yıla yaklaşan dostluğumuz olan canım benim! Dost kelimesinin tam karşılığıdır kendisi. Siz iyi olunca, yükselince, kendisi iyi olmuş gibi sevinir, zor gününüzde yanınızdadır, sizinle ağlar, mutlu olur, hep çözüm odaklıdır. Hayata daima gülümseyerek bakar. O kocaman sevgi dolu yüreğine neler sığdırır! Muhteşem sesi, sahne performansı hele ki Sezen Aksu şarkı yorumlarına bayılırım, sizi alır götürür. Seni çok seviyorum Jalem iyi ki varsın! Jale Öz, minicikken, sahneye adım atan, çocukluğunu yaşayamadan olgunlaşan, her zaman çok çalışan, sanatçı bir aileden gelen, donanımlı , başarılı, çok duygulu, hassas zeki bir kadın, aşk kadını, neden mi? Çünkü her ne yaparsa, ‘AŞK ile yapıyor!’ Bunun içindir ki, elinin değdiği her konuda harikalar yaratıyor. Sanatçı kimliğinin yanında, basının içinde yer alması, ticarette olması, her faaliyetinde iz bırakması, hep o güzel sıcak yüreğindendir. Jale Öz, çok zeki bir kadın ve yüreğindeki engin sevgiyle buluşunca, siz düşünün etrafa yayılan O pozitif enerjiyi, çevresindekilerin şansını! Emre Akım ve Özge Renkli çocukları ama kardeşi gibi duruyor ve müthiş yetiştirmiş, mükemmel iki insan! Emre Akım’ı da hepiniz tanıyorsunuz, o güzel sesi ve müthiş sahnesi ile tanıdığımız, sanatçı dostumuz, harika insan, Özge Renkli de başarılı, farkındalığı yüksek, duyarlı bir avukat dostumuz. Jale Öz’ü sıcacık yuvası, sevgi dolu mekanında, samimi bir sohbet ve doğal fotolarla size getirdim. Buyurun…

Sevgili Jaleciğim, herkes seni tanıyor, çok seviyor, müzik yolculuğunu en baştan, sahneye çıktığın zamanlardan itibaren bize anlatabilir misin?

Tabii ki sahne yaşım 4. Babam veteriner hekim, annem ev hanımı. Babam 7 yaşında kemanla başlıyor. Fransız hocası vardı ve 14 tane enstrüman çalıyordu.  Anne tarafımdan çocukluktan gelen bir ses var  ve 4 yaşımda iken bir aile dostumuz beni keşfediyor. Eskiden veteriner hekimler toplanıp musiki yaparlarmış. Ben de onların kucaklarında otururmuşum, 3,5 yaşında “Sabrımın Gamzeleri” ni okumuşum. Bunun sonucunda “bir başlayalım” diyorlar. Ben ilkokula gitmeden okumayı öğrendim. İlk deneyimim Şehzadebaşı Sinemasında (direklerarası) 4 yaşında konserlerle başladı. Suavi Saka orkestrası vardı, ben hap kadardım mikrofon benden büyüktü. O zamanlar okuduğum şarkılar, Buruk Acı’lar falan öyle parçalardı. Ve daha sonra 8 yaşında iken haftasonu gazetesi “Altınses Yarışması” düzenliyor. Büyük ablam Şule Özmen beni kaydettiriyor. Şimdiki yarışmalar gibi değildi jüri üyeleri arasında Zeki Müren’den Ajda Pekkan’a kadar pek çok değerli isim vardı. İlk eleme gününde herkesi çağırıyorlar. Jale öz diye anons ediliyor. “Jale Öz yok mu, Jale Öz gelmedi mi ?” diyorlar. Jale öz o arada sahneye yürüyor ama boyu masa boyu kadar olduğu için kimse görmüyordu.

Beklemiyorlardır o kadar küçük…

Tabii ki.. Orkestraya gelince Atilla Özdemiroğlu, Garo Mafyan.. bütün duayenler orada. Ben gayet rahatım 4 senedir sahneye çıktığım için, arkaya baktım “do minörden, Sensiz Saadet Neymiş” dedim. Jüri ile orkestra göz göze geldiler. Bu çocuğu ne yapalım, ‘yerden bitme’ der gibi. Jüri “başlasın bakalım” dedi. Ben parçaya bir girdim. Herkes ayakta alkışlamaya başladı. 8 yaşındayken şu andaki ses tonum gibi bir sese sahiptim.  O dönemde konserler oluyordu. Şimdiki yarışmalar gibi değil. Belirli yerlerde konserler oluyordu. Yarışmacılar çıkıyordu. O yarışmadan para ödülü alamadım. Çünkü 18 yaş üstüydü. Dediler ki, ”Sen bizim birincimizsin ama para ödülü veremeyeceğiz” Zeki Müren’den kol saati aldım. İzmir fuarına assolist altı olarak gittim.

Hem büyük ödül vermişler hem de büyükler altı kategorisinde yer vermişler…

Tabii kesinlikle.. Vehbi Koç’un torununun sünnet düğününe özel araba ile aldırdılar. Öyle bir süreç yaşadım.

Derken konservatuar başladı. Piyano-şan bölümünde okuyordum. Okul-konservatuar-sahne üçü bir arada. Bu arada fotoroman çekimleri oluyordu. Dizilerden teklif geldi. Ama oynayamadım. Çekimler adadaydı. Dizinin adı “Aşk-ı Memnu” idi. Bihter rolünü ben oynayacaktım.  Ancak okul izin vermedi. Onda oynayamamak beni burktu keşke olsaydı. Kısmet değilmiş. Çünkü gece 11 yerde program oluyordu. Akşam 8’de başlıyordu. Gece 1-2’ye kadar sürüyordu. Sahne aralarında ders çalışıyordum. Bebeklerimle aradayken oynuyordum. Ama sahneye çıktığım zaman o çocuk gidiyordu başka bir şey geliyordu.

Dizi veya film teklif gelirse rol almayı düşünür müsün?

Düşünebilirim. Yaşımız orta yaşın üstünü geçti ama gönlümüz çok genç 18 yaşına kadar sahnedeydim. Daha sonra çocuklarımın babası ile evlendim bir süre ara verdim. Daha sonra tekrar müziğe döndüm. Oğlum benim arkamdan geldi. Emre daha karnımdayken kulaklığı takıyordum göbeğime, Ajda Pekkan ile Sezen Aksu dinletiyordum.

Emre Akım da bir ekol, o da senin arkandan gelen çok değerli bir isim senin gibi.

Sahne tozunu yutmuş seyircisine, orkestrasına çalıştığı yerdeki personele benim bırakmayı düşündüğüm bayrağı şimdiden çok güzel şekilde göğüslemiş bir çocuk. İnanılmaz gurur duyuyorum oğlumla. Her sahnesine gidiyorum. Sanatçı-müşteri-anne-sahne partneri Jale Öz olarak izliyorum. Oğlumla aynı sahnede olmaktan büyük keyif alıyorum. Ve baktığım zaman piyasada birçok isim olmuş kişilerden, benim oğlumun daha çok artıları var. Ben Jale Öz olarak oğlum Emre Akım olarak ‘Şurada burada patlamadınız’ diye, birçok soru geliyor. Biz hep işimizle gündeme geldik. Asla sansasyon ile değil. Yıllar sonra çocuklarımın adına CD çalışması yaptım. Piyasaya çıkartacaktım. Albüm hazırlığına geldik, plak şirketine götürdük. Şirket yetkilisi “Bize ne vereceksiniz” dedi. Ben Jale Öz olarak bu yaşıma kadar kimseye bir şey vermedim, bu saatten sonra da kimseye bir şey vermem. O sene doğum günümü Bahçeşehir’de yapmıştım. 300 tane çoğalttım. CD kapağına da ‘Çocuklarım için’ yazdım. Bütün misafirlerime hediye ettim.

Tüylerim diken diken oldu. Bundan daha anlamlı hediye olmaz!

Sizi çok elit bir kesim dinliyor. Bahçeşehir’de gönüllere taht kurdunuz. Ayrıca başka sektörlerle de uğraştın onlara biraz değinir misin?

20 senedir Bahçeşehir’deyim. Evli olduğum dönemde gündüz iş yaşantım vardı. Konservatuarı tamamladığım dönem ablamın turizm acentası vardı. Ablamın yanında işletme ve pazarlama eğitimi almıştım. Sonra satıcı yetiştirmeye başladım, eleman yetiştiriyordum. Reklam ajansı kurduk. Eniştemle 1990 yılında “business man” adlı iş dünyası dergisi çıkardık.

Çok başarılı ve güzel bir dergiydi. Benimle de röportaj yapmıştınız. Çok keyifliydi.

Evet. Orda da ilk röportaja gideceğimiz zaman enişteme dedim ki; “ Ben nasıl röportaja gideceğim, benimle gelir misin?” Cevap olarak “Hayır gelmem” dedi. Ama “Nasıl soru sormayı da bilmiyordum” dedim. “Ben karışmıyorum” dedi.

Ama gittim ve başardım o zamanın en önemli işadamları ile röportaj yaptık ve Businessman dergisi çok başarılı oldu.

Ne kadar iyi bir anne olduğunu biliyorum, çocukların konusunda çok hassassın. Hayvanları da çok seviyorsun. Sevgi dolu bir dünyan var.

Düzenli bir ailem var. Benim dünyam, çocuklarım, evdeki 4 ayaklı çocuklarım ve sizler gibi dostlarım. Bu en büyük zenginlik.

Maşallah 50 sanat yılını deviriyorsun. Neler gördün, neler geçirdin, birikimlerin nasıl?

Çok şey gördüm. 30 sene önceki sahne anlayışı ile şimdiki sahne anlayışı bir değil. Gazinoculuk başka bir şey. Çarşamba- Pazar günleri matineler olurdu. Evin erkeği takım elbisesini giyer, hanımı keza öyle özel bir şekilde, Pazar günleri matineye gelirdi. Memur ailesi de yemekli bir şekilde çok rahat eğlenebilirlerdi. Bir defa böyle bir  olay kalmadı. Olay bar konseptine döndü. Gazinodaki sahne tozu olayı kalktı. Benim orkestram 13-14 kişiydi. O zaman Mustafa Özken orkestrası Herkesin parçası farklıydı. Biz servet ödüyorduk bir parça bir nota yazdırmak için, bir kez giydiğimiz kıyafeti ikinci sezonda asla giymiyorduk. Şimdi gençlere bakıyorum altta yırtık blue jean üstlerinde garip garip şeyler sahne alıyorlar. Orkestra keza öyle. Benim orkestram takım elbisesiz arkamda olamaz. Çünkü benim saygım beni izlemeye gelen insana. Bunu izleyiciye borçluyum. Şu anki yeni jenerasyon bunu yapmıyor. Oğlum da benim gibi seyircisine saygılı.

Sizi sahnenizde gördüm. Harikasınız gerçekten. Siz pırıl pırıl oğlunuz da gayet asil bir şekilde sahne alıyorsunuz…

Emre’de aynı sahne tozunu yuttuğu için gerçekten en son finalinde kapıdan bacaya herkese teşekkür etmesiyle, insanlara göstermiş olduğu elektrikle 200 metre ilerde kavga mı ediyorlar, ilan-ı aşk mı ediyorlar ona göre hemen parça değişebiliyor. Garsona bir sinyal verebiliyoruz. Emre de öyle. Yeni jenerasyona tavsiyem eski konserleri açıp bir görsünler. Sahne ahlakı nasıl olur, repertuar seçimleri neye göre olur, kime göre olur, önce onu bir dinlemeleri lazım.

Emre Akım çok başarılı bir sanatçı. Daha önce ülkemizi yurt dışında temsil etmişti.

Oğlum 2007 yılında Rusya’daki 5. Uluslararası Denizci Düğümü yarışmasında birinci oldu. Oradaki Rusların suratlarına Türk Bayrağını çizdirdi. Oğlum uçaktan inerken dedikler ki, “Seni hangi mankenle basalım da flaş yapalım”. Oğlum reddetti. “Ben Rusya’da Türk bayrağını salladım bu gurur bana yeter” dedi.

50. Sanat yılınızı nasıl kutlamayı  düşünüyorsunuz?

50. yılımda gala yapmayı düşünüyorum. Eski şarkılardan oluşan, dostlarımın yanımda olacağı güzel bir 50. yıl kutlaması olacak. Şu an için sadece yer mekan kargaşası yaşıyoruz.

Hedeflerin neler?

Söz-Müzik bana ait olan düzenlemesi oğlum Emre’ye ait olan daha önce piyasaya çıkarmadığım eserleri düzenleyip bir single çıkarmayı düşünüyorum. Bu çalışma 50. yıla yetişmez ama sonrası için mutlaka yapacağım. Birde şu an kitap yazıyorum. Adını da söyleyeyim “Ben hiç çocuk olmadım ki”. Sahnenin bana vermiş olduğu şey yaşımdan önce olgunlaşmak oldu. Okulda da çok düzgün ve disiplinli bir çocuktum. Kişiye insan olarak değer veririm. Benim hayat felsefem bu.

O yüzden herkes seni çok seviyor zaten. Yüreğindeki sevgi yeter her tarafa saçıyorsun. Müthiş bir annesin, çocuklarını da mükemmel yetiştirdin ben biliyorum gerçekten. Bir de Özge kızımız var Avukat kızımız…

Evet, Özge avukat. Avukatlığın haricinde bilirkişilik yapıyor. Bunun yanında sanatçı bir annenin kızı olduğu için çok güzel gitar çalıyor, şarkı söylüyor.

Onda da var yetenekler yani?

Evet evet.. Sirtaki yapıyor. Tango yapıyor. Lisanslı voleybolcu. Aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyor. Hayvan hakları federasyonunda uzun dönem görevini aldı. Evli, mutlu yaşantısına devam ediyor. Aynı zamanda resmi olarak benim hukuk danışmanlığımı yapıyor. Bundan da son derece gurur duyuyorum. Zaman zaman duruşmalara onunla beraber gidiyorum. Hep oğlunu mu izleyeceksin biraz da ‘Kızını izle’ diyor. Bende adliyeye onla beraber gidiyorum. Son derece keyif alıyorum. Çok şükür çekirdek minik bir ailem var. 6 yaşında bir torunum var. Onun da çok iyi bir şekilde eğitim almasını ve müziğin herhangi bir kolunda uğraşmasını çok istiyorum. Kendi çocuklarımı nasıl her konuda yetiştirdiysem Ceren’e de biraz zaman ayırıp babası ve halası gibi her şeyden haberi olsun, istiyorum En büyük idealim budur.

Bu güzel röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Ben de Önce Vatan ailesinin bu güzel jesti ve çiçeğinden dolayı teşekkür ediyorum.