Ana Sayfa Röportajlar SERAP DUYGULU

SERAP DUYGULU

108
0

Serap Hanım ile yıllar önce Önce Vatan Gazetemiz ve Papatya Dergimiz aracılığıyla tanıştım ve çok sevdim. Kendisi hepinizin bildiği gibi psikolog, çok tatlı, sizi hemen sakinleştiren, mantıklı, örneklerle donatılmış akılcı konuşmaları, pozitif enerjisi ve gülen yüzüyle sizi rahatlatıyor. Papatya Dergimizde de yazıları ilgiyle takip edilmiş oldukça talep görmüştü. Dergimizin bürosunda anneler çocukları ve Serap Hanım ile buluşup, sohbet etmiştik. Çocukları ayrı bir odada güle oynaya resimler yaptılar, biz annelerle çayımızı içtik sonra Serap Hanım, resimleri yorumladı ve psiko analizini yaptı, herkes bayıldı, çok şey öğrendi. Dostlar Serap Hanım çok çalışkan arı gibi Ataköy’de Özgür Bilge Eğitim ve Danışmanlık Merkezi’nin sahibi, kurucusu, merkezinde birebir danışmanlık veriyor ve birçok eğitim merkezlerinde çeşitli okullarda, belediyelerde seminerler verdi, pek çok kanaldaki programlara katıldı, kendi programını hazırlayıp sundu, Hürriyet Gazetesi web sitesi, Anneyiz Biz, Bebeğim ve Biz, Anne Bebek ve daha pek çok yayın organında internette, yazılarına devam etmektedir. Kendisini çok seviyorum, akıllı kadınları, çalışkan, üreten, sürekli yenilikler peşinde ve projeler yaratan kadınları takdir ediyor, destekliyor ve seviyorum. Serap Hanım hep ilklerin öncüsü olmuştur. Yeni projesi de engellilerle ilgili… Bu konuda kendisiyle konuşmak istedik.

Serap Hanımcığım herkes sizi tanıyor özellikle de medyadan… Ama sizin ağzınızdan sizi tanıyabilir miyiz? Kariyer planlamanız, kurumunuz ve sizin yolculuğunuza dair anlatımlarınızı öğrenmek istiyoruz.

Yazılarımı, yaptıklarımı, nerede olduğumu hem web sitelerimden, hem de yazılarımı paylaştığım platformlardan okuyabilir, görebilirsiniz. Ancak ailem ve çocuklarımla olan hayatımı mümkün olduğunca özel yaşamaya çalışıyorum. Dolayısıyla özel hayat özeldir, özel yaşanmalıdır diye düşünüyorum. İnsanlarla beraber olmak zaten işimin parçası ama insanlara dönük olmak yapımda da var. Seviyorum paylaşmayı, birikimlerimi aktarmayı, dinlemeyi, yol göstermeyi. Aldığım farklı akademik eğitimlerin de bunda büyük faydası olduğunu düşünüyorum. Önce Türk Dili eğitimi aldım, sonra Kamu Yönetimi ve Psikoloji geldi, son olarak da Sosyoloji eğitimim var. Şimdi de Psikoloji Doktorası başlıyor. Eğitim hayat boyu sürecek bir yolculuk, hiç kimse ‘tamam bu son olsun’ dememeli, eğitimde son yoktur, olmamalıdır.

Ben sizi tanıdığımdan itibaren her görüşmemiz, konuşmamız heyecan dolu… Çünkü hep yeni projeler var… Daima da olur inşallah… Ben de sizin gibiyim sohbetlerimiz hep uzuyor… Aslında bundan çok memnunum, bilgilerinizden faydalanıyorum. Serap Hanımcım en son projeniz nedir?

Tek bir proje yok aslında, birçok proje var. Daha dün hiç tanımadığım bir hanımla bir proje üzerine konuştuk. Kayıp çocuklar üzerine duyarlı insanları bir araya getirmek ve kayıpların olabilecek en kısa sürede duyurulmasını ve bulunmasını sağlamak amacıyla bir sosyal sorumluluk projesi başlatmak istiyoruz. Bir diğer proje ki, burada da aktif olarak yer almak istiyorum. Genetik bir hastalık var, aslında çok yaygın ama çok bilinmiyor. Ben bu konu hakkında Hürriyet Aile web sitesindeki köşemde yazdım da: Hastalığın adı Nörofibromatozis, Kısaca NF olarak biliniyor ve en çok rastlanan iki türü var: NF1 ve NF2. Bu hastalığa sahip bireyler ya da çocukları olan aileler dernekleştiler ve ben de derneğin üyesiyim. Eylül ayı başında Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde uluslararası bir kongre düzenlendi. Ben de Türkiye’den katılan tek psikolog konuşmacı olarak yer aldım. Şu anda da Hacettepe Üniversitesi bünyesinde bu hastalığın tanı ve tedavisinde uzman hekimlerin yer alacağı bir klinik kurulması çalışmaları var. Mümkün olduğunca hastalığı tanıtmak ve ihtiyacı olan ailelere yardım eli uzatmak gerekiyor. İnsanlarımızın bilinçlenmesi, yazılı ve görsel basında bu amaçla haberler yapılmasını, bu anlamda Sağlık Bakanlığı’nın da konuyu önemli bir sağlık sorunu olarak görmesini ve yapılan harcamanın da devlet tarafından karşılanmasını istiyoruz.

Son olarak da stres üzerine bir kitap yazdım, basım aşamasında. Sanırım bir iki aya kadar raflarda olacak. Strese farklı bir bakış getirdiğim ilginç bir kitap oldu.

Serap Hanımcım, siz yüksek lisans bitirme tezi olarak, ‘Afazi Hastası Yakınlarında Depresyon ve Olumsuz Otomatik Düşünceler’ konulu bir çalışma hazırlamıştınız. Bu konudaki ilk ve tek psikolojik araştırma çalışması sanırım ve sizin ne kadar duyarlı bir insan olduğunuzu anlatıyor.   Bir hastalık zaten çok kötüdür, acı verir ve onun yanındakileri de çok olumsuz etkiler, etkilememesi mümkün değil. Gerçekten bu çalışmanız çok önemli tebrik ediyorum. Konuyla ilgili bilgi verir misiniz?

Afazi; beyin kanamalarına bağlı olarak gelişen konuşma bozukluklarının genel adıdır. İster bir kaza, ister bir kanamaya bağlı olsun, sonuçta beynin kan altında kalan bölgelerindeki oksijensizlik durumunda o bölgedeki hücreler ölüyor ve maalesef genellikle fiziksel sorunlarla beraber konuşma bozuklukları da ortaya çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz, en önemli iletişim aracımız dil ve bu sorunu yaşayan insanlar bu en önemli iletişim aracından yoksunlar. Bu tabii müthiş bir psikolojik yıkım da getirebiliyor. Hem hasta da, hem de o hastaya bakmak durumunda olan, yakınlarında ciddi sıkıntılar baş gösterebiliyor. Çok fazla öfke ve kızgınlık geliştiriyorlar. Üstelik afazi ya da beyin kanaması, her yaşta, her cinsiyette, her eğitim ve kültür düzeyindeki insanın başına gelebilecek bir durum. Hayatımızın birkaç damarı tıkayabilecek minicik pıhtılara bağlı olduğunu düşünebiliyor musunuz? Ve ne gariptir ki, birçok hastalığın derneği, vakıf yapılanması varken bu kadar insanı etkileyen bir sorun hakkında henüz hiçbir kurumsal yapılaşma yok. Ben de hazırladığım projede Afazi hastalarının yakınlarındaki depresyonu konu aldım. Yorucu ama çok önemli ve yararlı bir çalışmaydı. Tez danışmanım sevgili hocam, Profesör Öget Öktem’den o kadar çok şey öğrendim ki, dil ile tarifi mümkün değil.

Günümüzde kadın-erkek, aile, genç-ebeveyn ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Birebir işin içindesiniz sizin gözlemleriniz önemli bizler için paylaşır mısınız bilgilerinizi?

Günümüzde daha önceden adını bilmediğimiz o kadar çok şeyle tanıştık ki, anlamak da açıklamak da kolay değil. Çalışan Kadın Sendromundan tutun, Yaygın Gelişimsel Bozukluğa kadar pek çok sorun var gündemimizde. Hem anne babaların, hem de gençlerin kafaları çok karışık. Asıl biz anne babaların ara kuşak olduğumuzu düşünüyorum ben. Düşünsenize, evimize sabit telefon alabilmek için yıllarca beklediğimiz günlerden, sıradan bir elektronik marketten çok gelişmiş bir elektronik alet aldığımız günlere geldik. Ve telefon işlevi bu aletin yapabildiği en basit işlem. İnternet denilen kocaman ama sanal bir dünyamız var artık. Her şeyimizi paylaşıyor, her şeyimizi bu dünyadan satın alıyoruz. Sanal dünyaya o kadar daldık ki, gerçek dünyadan  koptuk epeyce. Sokaklarımızı, mahallelerimizi, komşularımızı da kaybettik. Kocaman bir kültürü kaybettik aslında içinde dostluklarımızın olduğu. Bütün dünya kocaman bir ev gibi, dünyanın öbür ucunda! Ne varsa, aynı anda burada da görüyor, duyuyor, biliyoruz. Bütün bu karmaşa içinde sağlıklı bir ilişki yürütmek, çocuk yetiştirmek kolay değil. Çünkü çocuklar bu çağın bireyleriyken, biz ebeveynler, bir ayağı gelenekselde kalmış, bir ayağını modern hayata atmış ikisi arasında denge kurmaya çalışmaktan yorgun düşmüş durumdayız. Kafamız karmakarışık. Yeni çağ akımlarına göre çocuk yetiştirmek isterken, sınırları doğru çizmek konusunda bocalıyoruz. Kendi anne babalarımızdan öğrendiklerimizi uygulamak istesek geri kalmışlıkla suçlanıyoruz. Arada kaldık açıkçası. O nedenledir ki, psikologlar, psikiyatristler ve danışmanlar son 10 yılın kapısı en çok çalınan uzmanları oldular.

ÇOCUKLARIM HAYATIMIN IŞIKLARI

Siz aynı zamanda 2 çocuğu olan bir annesiniz, çocuklarınızla ilişkiniz nasıl, bizlerde sizden feyz alarak özellikle ergenlere nasıl davranmalıyız? Sorunlar nasıl aşılmalı?

Çocuklarım hayatımın ışıkları, ben de onlarla öğreniyorum pek çok şeyi. Malumunuz hiçbir çocuk kullanım kılavuzu ile gelmiyor dünyaya. Siz çocuğunuzu büyütürken, aslında onunla bir kez daha Duyuyorsunuz. Hatta her çocukla ayrı ayrı büyüyorsunuz. Eskiden her on yıl bir nesil, bir kuşak kabul edilirdi ama artık bu da değişti. Neredeyse her beş yılda yeni ir nesil yetişiyor. Dolayısıyla bu kadar hızla büyüyüp gelişen çocuklara yetişmek kolay delil. Ben tüm anne babalara bütün gelişmeleri, ellikle bütün teknik gelişmeleri takip etmesini öneriyorum. Özellikle çok iyi bilgisayar kullanabilmeleri gerekiyor. Çocukların konuştuğu dili anlamak gerek. Bunun yolu da onların ilgi alanlarını bilmek, tanımak ve bilgi sahibi olabilmekten geçer. Çocuklar bizim genlerimizi taşırlar ama kendi kişilikleriyle doğarlar, unutmayalım. Biz anne babalar da kişiliklerine ve yeteneklerine uygun eğitimlerle onların gelişimlerini desteklemek ve büyüme süreçlerinde rehberlik etmek durumundayız.

Önerileriniz neler okurlarımıza, yeni yılla ilgili dilekleriniz, projeleriniz neler? Teşekkürler…

Genellikle her iki eşin de çalıştığı aileler olduk. Dolayısıyla bir araya geldiğimiz akşamlar ve hafta sonları çok önemli. Mümkün olduğunca birbirimizle vakit geçirmeye özen göstermek gerek. Özellikle çocukların bize, bizden görecekleri ilgi ve sevgiye çok ihtiyaçları var. İşlerimizin çokluğu ve yoğunluğu yavrularımızın sorunu değil. Sorumluluğu da onlara yüklemeden, beraber zaman geçirmek için fırsatlar yaratmak gerekir. Yeni yıla yaklaştığımız günlerde belki bu yeni yılı, yenilenmek, güçlenmek ve kendimizi tamamlamak için bir şans olarak görmek ve değerlendirmek daha güzel olur. Hepimiz anne Babayız, birilerinin kızı, oğlu, kardeşi, çalışanı, eşiyiz. Ama önce kendimiz olabilmeliyiz. Kendimiz olmayı başaramadan, olmaya çalışacağımız her kimlik eğreti duracaklarım katacaktır. O nedenle ben herkese önce kendinizi tamamlayın diyorum, yapmak istedikleriniz için zaman yaratın, kendinize hobiler yaratın, spor olabilir, bir sanat çalışması olabilir, her ne olursa olsun yeter ki yapmaktan mutlu olacağınız, sizi geliştirecek bir etkinlik olsun. Yapın, ne kadar yararlı olduğunu göreceksiniz. Mutlu bir birey olmadan, ne kendimize ne başkalarına ne de yavrularımıza mutluluk veremeyiz. Ben, yeni yılın hem insanlarımız için, hem ülkemiz için hem de tüm dünya insanları için huzur, mutluluk ve sağlık getirmesini diliyorum. Umuyorum ki savaşsız, güvenli ve barış dolu bir dünyaya kavuşabiliriz.