Gülay Alpay ile yıllar önce Papatya Dergimiz sayesinde tanışmıştım. Sevgi dolu yüreği, her daim gülümseyen yüzü, insanları samimiyetle kucaklaması, çabucak kaynaşmamıza neden olmuştu. Çok zarif, naif bir kadın, araştırmacı, çalışkan bir insan, şefkatli, vefalı bir evlat, düşünceli, hassas bir anne ve tabii ki yaratıcı, duyarlı bir sanatçı ve eşsiz bir dost!
Gülaycığımı çok seviyorum. Her zaman Papatya Dergimize, çalışmalarıyla destek oldu. Birçok organizasyonuma katıldı, ben de onların toplantılarına katıldım, sunumlar yaptık. Sevgiyle yapılan her iş gerçekten çoğalıyor, sahipleniliyor. Gülaycığım müthiş bir ressam, eserlerine bakınca Onun yaptığını hemen anlarsınız. Çünkü onun resimlerinde; onun neşesini, sevgisini, özlemlerini, renkli kişiliğini, yumuşaklığını, çalışkanlığını, hayatlarının birbirine geçişini, sıcacık kalbini ve özel, güzel sözcüklerini yakalayabilirsiniz, kendine has üslubunda.
Gülaycığımın kıymetini özellikle yurt dışında çok iyi anladılar. Birçok kez Amerika’da, İtalya’da, Avusturya’da, Kanada’da sergiler aştı. Hakkında yurt içi ve yurt dışında önemli yayın organlarında, övgü dolu makaleler yayınlandı. Sanatçı dostlarına her zaman destek verdi. Onu daha yakından tanımak için sıcacık bir sohbete buyurun:
Gönlü güzel arkadaşım, ressamlık ruhuna kazınmış, ‘sanatçı doğulur’ diyenlerden misin ya da nasıl keşfettin bu yeteneğini anlatır mısın?
Canım Fundacığım çok teşekkürler…
Benim için de sen çok özel ve çok sevdiğim bir arkadaşımsın. Ve benim frekansımdasın. Bu yüzden beni çok iyi anladığını hissediyorum ve bundan büyük mutluluk duyuyorum. Her zaman beni desteklediğin, yanımda olduğun için de ayrıca çok teşekkür ederim. Ayrıca ben de senin başarılarınla hep gurur duyuyorum.
Sanırım sanat yetisi ve duygusu insanın genlerinde oluyor. Yani o genlerle sanki kodlanmış olarak doğuyorsun. Sonra yaşamdaki deneyimlerin sana bu özelliklerini hatırlatıyor.
Ben de kendimde bu özelliğimi hatırladığımda 3 yaşında filandım. Ablam da babam da çok güzel resimler çizerdi. Ben de onları izlerdim ve çizmeye çalışırdım. Sanırım ben ilk ablamın defterlerine karalamalarla deneyimledim kendimi. Sonra bana da kalemler resim defterleri alınmaya başlandı. Aslında benim ikiz erkek kardeşim de çizim konusunda çok yetenekliydi ama onda bu özellik hobi olarak kaldı. O daha çok okumak, yazmak eğilimindeydi ve o da geçenlerde bir kitap yazdı.
İlkokul dönemimde ise resim yaparken, kendimi çok mutlu ve olduğumdan daha özel, farklı hissettiğimi anladığımda ben hep resim yapmalıyım ve bunu en önce sevdiklerimle paylaşmalıyım dedim. Yani resim benim için hem kendimi ifade etme, hem de bir paylaşım aracı oldu. Beğeni almak da beni çok mutlu ediyordu. Şimdilerde de resimlerimi tüm dünya ile paylaşmaya çalışıyorum.
Sanatçı olmana ailen ne dedi, destekledi mi, kariyer yolculuğun nasıl başladı ve bugünlere geldin?
Ailem her zaman bendeki bu resim sanatına olan eğilimimi, sevgimi olumlu karşıladı ve çok destekledi. Özellikle babam kendisi de resim öğretmenliği yaptığı için benim hep yanımda oldu. Heyecanımı o da duydu, yaşadı ve benim hayalimi gerçekleştirmemde etkisi olmuştur. Başardığımda o da çok mutlu oldu. Ben resim sanatı eğitimi alacağım ve ben bu konuda çalışacağım dediğimde de başarmamı istediler. Babam, annem, babaannem, yakınlarım her zaman destekledi ve hep gurur duydular. Özellikle babam, çok vizyon sahibi bir insandı. Her zaman ben seninle gurur duyuyorum senin sanatını tüm dünya anlayacak sevecek ve kıtalar ötesine yayılacak diye söylerdi.
Kendi tarzını nasıl yakaladın resimlerde, duygularını aktarma üslubunu nasıl hissettin?
Ben Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Yüksek Resim Bölümü’nden mezun oldum. Okul yıllarımda farklı bir çizgi yakaladım sanıyorum. Özgün tarzımı oluşturmamda bulunduğum okul ortamının da etkisi oldu. Bana hep sen İstanbul’da mı doğdun sanki farklı bir ülkeden misin nerden geldin derlerdi. Farklı tarzımdan sanırım.
Özdemir Altan Atölyesinde idim ve benim kreatifliğimi çocuksu ruhumu, özgünlüğümü, heyecanımı yok edecek bir yönlendirme ile karşılaşmadım. Eğitim yaşamım boyunca ve tam tersi bendeki orjin özgün yetiyi ortaya çıkaracak yönde destek gördüm.
Unutmadığım bir olayı size aktarmak istiyorum.
Öğrenciyken sanırım son sınıftaydım.. Hocam Profesör Özdemir Altan, okulumuzun Almanya’daki sergi organizasyonu ile ilgili görüşmelerde bulunmak için Almanya’ya gitmişti.
Almanya’da modern sanatlar müzesinde gördüğü Penck ile ilgi kurduğunu ve tarzlarımızı çok yakın bulduğunu ifade etti. Beni de okulum sergi için Almanya’ya götürdü. Sanki Penck ile aynı kültürlerde aynı coğrafyada yaşamış gibi kendime çok yakın hissettim… Hala da çok severim onun tarzını.
Yunuslarla ilgin, yakınlığın nasıl oluşmuştu Gülaycığım, eserlerine de yansımıştı bu güzellikler…
Yunuslarla, balinalarla ilgim hep vardı. Onlarla ilgili çok yayınlar okuyor ve videolar izliyordum. Çeşitli balina ve yunusları koruma ve izleme kuruluşlarına üye olmuştum. Bana hep dokümanlar yolluyorlardı. Benimle araştırmalarını bile paylaşıyorlardı. Balina ve yunusların iletişim ve sevgi dilini kendi resim dilim ile ifade etme isteği, 1996 yılında oluştu ve o ilk 1997 yılında Artemis Sanat Galerisi’nde onların seslerini dinleyerek, deşifre ettiğim resimlerinden oluşan bir seçkiyi sergiledim ve fonda da balina sesleri vardı. Aynı yıl performanslar da yaptım. Balina seslerini dinleyerek, aynı anda dillerini görsel simgelere, resim diline dönüştürüyordum. Bu şekilde gelişti. Daha sonra 2006 yılında yine balinalarla ilgili sergi açtım New York Broadvvay Galeri’de ve sergi gelirini NY Balina ve Yunusları Koruma Derneği’ne bağışladım. Daha sonra da Derneğin Başkanı Taffy Williams ile Cape Cod da salina gözlem turlarına katıldım. Bu benim yaşamımda hiç unutamayacağım tatlarda tarifi mümkün olmayan bir mutlulukta bir deneyim olmuştur. Balinalara o kadar yakındım ki dokunabileceğim uzaklıkta olmak beni çok heyecanlandırmıştı. Teknede bile hep onların resimlerini çizmiştim. Taffy ile bu yaz tekrar katılmayı planlıyoruz.
Sayısız açmış olduğun sergilerin yurtiçi ve yurt dışında özellikle de canlı performans sergilediğin ve katılımın olduğu sergiler çok beğeniliyor, sen en çok hangi serginden memnun kaldın?
Ben de interaktif ve halkın da katıldığı projelerimden çok mutlu oluyorum. Eylül ayında NYC Times Square de halka açık bir performans yaptım insanlar çok ilgili ve katılımcıydı.. Aynı gün Cenrtal Parkta da performansım oldu.
John Lennon anısına Central Park da onun şarkısının isminin konulduğu Strawberry Fields meydanında bir performas yaptım. Tüm Lennon severleri de katıldı. Çok duygulandım.
Zaten Lennon’un çok ünlü bir ressam olan eşi Yoko Ono ile de sürekli yazışıyoruz ve London Design Museum’da gerçekleştireceğim sergim için yine kendisinden katılım rica ettim. Her zaman bana, projelerimi destekler mesajlar yollamıştır yine yollayacağını belirten mesaj aldım çok mutlu oldum.. Geçen yıl Roma sergimde de bana ‘Hayal Oda’ kurulumum için Tüm dünyaya hayal odan ve sevgi mesajların yayılsın’ şeklinde güzel sözler iletmişti. Bu arada geçen yıl Roma’daki sergime de ilgi çok yoğundu. Vatikan Büyükelçimiz Kenan Gürsoy da sergimi katılmış, çok ilgilenmişti. Geçen ay, Venedik sergim de 150 yıllık tarihi bir galeride oldu ve galeri penceresinden 20 metrelik ipek resmimi sarkıtmam çok ilgi buldu.
Sanatçı olmak isteyen gençlere neler önerirsin?
Çok özgün ve kendileri gibi içten olmalarını, sürekli araştırmalarını, yeni eğilimleri takip etmelerini, dünyaya açık geniş vizyon sahibi olmalarını, yeni eğilimlerden, denemelerden kaçınmamalarını ve hep atılımcı cesur olmalarını öneririm. Kararlı cesur ve yenilikçi olmaları onları her zaman ileriye yöneltir.
Eğer dünyaya açılmak istiyorlarsa yabancı dil sorunlarını da mutlaka halletmeleri gerekiyor.
Ekip olarak Promedia’da da harika işler çıkarıyorsunuz. Ekipteki tüm arkadaşları çok seviyorum, iş disiplinlerine, enerjilerine hayranım, neler yapıyorsunuz bu bünyede ve başarının sırrı ne?
Promedia ile büyüdüm ben ve Promedia da bizimle büyüdü. Ekibimizde kardeşim ve ortaklarımız ile 20 yıldır birlikte çalışmaktayız. 20’li yaşlardaydık bu işe başladığımızda sen de biliyorsun.
Şu anda da gerçi kendimizi çok genç hissediyoruz ama artık çok genç yine bizlerle çok uyumlu bir ekibimiz var. İlk başladığımızda 5-6 kişiliydik şimdi büyüdük ama hala o sıcak aile şirketi özelliğimizi kaybetmedik. Sadece daha büyük bir aile olduk.
Yani kurumsallaşsak da o aile yapımızı korumayı başardık sanırım. Herkes işinde profesyonel ve herkesin kendi derinleştiği alan ve kendi inisiyatifleri var.
Özellikle son dönemlerde IT sektöründen çok ilgi ve talep var. Bu konu benim bilgi deneyim alanlarımın dışında ama ekipte bu alanda eğitim almış harika arkadaşlarımız var. Bu işler onların kontrolünde devam ediyor.
Yeni yıl dileklerin, projelerin neler?
Yeni yıldan ben çok umutluyum. Sanki 2013 yılında tüm yarım kalan işler tamamlanacak ve yarım kalan hayaller gerçek olacak gibi hissediyorum ve öyle olmasını diliyorum. Yani her anlamda tamamlanma yılı olacak.
Benim 2013 yılının Şubat ayında, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne denk getirmeye çalıştığımız bir sergimiz olacak. London Design Museum da. Ben, dünyaca ünlü tasarımcı-ressam Emre Ertürk ve yine dünyanın önemli müzelerinde eserleri bulunan Yılmaz Zenger ile… Şu anda bu proje üzerinde çalışıyoruz.
Bu arada özellikle İtalya ve NYC olmak üzere çok iyi öneriler ve davetler alıyorum. Hepsini değerlendirmek istiyorum. Fundacığım 2013 yılında yurt dışında gerçekleştireceğim bir sergime birlikte gideriz diye ümit ediyorum.
Şuanda da zaten İtalyan ARI Expo organizasyonu ile açılan Kimlikler-İstanbul sergisinde çok boyutlu heykellerimiz yer almakta. Avantgarde Otel’de 23 Aralık’a kadar görülebilir.
www.gulayalpay.com
















