9. Uluslararası Malatya Film Festivali’ndeyiz festivallerin sinemaya katkısını nasıl buluyorsunuz?
Tabii ki ülkemizdeki sinema yapılanması ancak bu şekilde kırılabilir. Her şeyde olduğu gibi siyasette, sanatta, ticarette, bürokraside Anadou insanının bir başarı hikayesi söz konusu. Eskiden siyasette de yoktu ticarette de yoktu bürokraside de yoktu. Kaldı sanat, şimdi film fesitvali dendiğinde eskiden akla iki tane festival gelirdi biz kapısının önünden dahi geçemezdik. İktidar bize ait olmasına rağmen geçemezdik. Bu iktidar döneminde de geçemedik. Bunu bir serzeniş olarak söylemiyorum ülkemizdeki sanat yapılanmasının ciddi bir revizyona, radikal bir reforma ihtiyacı olduğunu anlatma adına söylüyorum. O yüzden özellikle Anodulu medeniyetlere beşiklik yapmışsa ve bu beşiklik yaptığı yerlerin başında diliyle, kültürüyle, müziğiyle, folklörüyle, her şeyiyle Malatya geliyorsa bu tür festivallerin en yakışacağı illerden bitanesidir. Bunlar böyle artacak yerelde yazanlarına, yerelin sinemaya gönül verenlerine bir şevk olacak. Burada belki yapımcılarla buluşacaklar ve iyi bir kalem çıkacak, belki iyi bir oyuncu çıkacak. Bunun yanı sıra tabii o şehrin örneğin Malatya’nın birçok ekonomik, zirai, turizm gibi muhteşem zenginlikleri ve bunların tanıtılmasında ve daha değer bulmasında festivallerin çok katkısı olacaktır. Bu yüzden neresinden bakarsanız bakın bu festivaller yapıldığı yere çok büyük fayda sağlıyor.
Ahmet bey siz unutulmaz işlere de imza attınız, size yeni bir proje geldiğinde nasıl seçiyorsunuz? Karaktere nasıl bakıyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hikaye anlatıyor mu? Zaman ve mekan dili var mı? Ayna tutuyor mu ona bakıyorum. Her çalışma ayna mı tutmalı değil tabii ama bir dramatik dili bir derdi de olmalı bir işin. En azından ben yaptığım işlerde öyle bir öncelik arıyorum. Bu nedenle öncelikle bir hikaye anlatıp anlatmadığına bakıyorum. Edebi bir dili olup olmamasına bakıyorum. Karakterin yaşayıp yaşamadğına bakıyorum. Karakterlerin tiplerin birbiri arasındaki çatışmalarına bakıyorum ve ona göre karar veriyorum.
O yüzden oynadığınız roller yıllarca hiç unutulmuyor.
Evet onu diyorum şimdi böyle teklifler geliyor bakıyorum olmuyor. Bir de şey çıktı adımız bıraktım demiyor da hep hayır diyor. Değil öyle işte tabii ki asli olarak benim alanım tiyatro ve özellikle 30 yılımı verdiğim bir tarzım var.
Tiyartoyu kendizine daha mı yakın hissediyorsunuz?
Tabii ki her zaman tiyatro her zaman
O zaman şöyle soralım sizin için tiyatronun anlamı nedir?
Tiyatro benim yaşam şeklim benim için yalnızca bir meslek değil hayat şekli. Düşünüyorum da bu yıl Malatya’ya kaç kere geldim ben dördüncü gelişim daha bir kere bile afişlerimi duyuru için çıkaramadım geldiğim an hep kapalı gişe oynadım. Hep böyle oldu.
İç dünyanızda nelerden besleniyorsunuz şairliğiniz de var?
Bakmak ve görmek bu bir insanın yapması gereken bir meleke. Bakmayan görmeyen bir insan kim neye baktırmak istiyorsa ona bakar ve onu görür ve kim neye inandırmak istiyorsa ona inanır. Ben hem bakmaya hem görmeye hem de farklı bakmaya çalışıyorum. Akif’e sormuşlar işte sen sanatçı mısın? diye. Valla bilmiyorum ne olduğumu da insanımın karnı aç, baldırı çıplak ben nerde ne imkan buluyorsam bunu haykırmak istiyorum ve haykırıyorum demiş benimki de biraz ona benziyor.
Hayat felsefeniz nedir?
Kul olabilmek
Yeni projeleriniz nelerdir?
Bu ülkede ilk Çanakkale dizisini yapımcı olarak ben çektim Kınalı Kuzular diye ve peşinden Cumhuriyet Tarihi’nde ilk kez Mehmet Akif Ersoy’u sahneye aktardığımda 81 vilayeti defalarca dolaştım. Ardından Abdülhamit falan derken malum 1919-20-21-22-23 sürecini yaşıyoruz. İşte bu süreç Milli Mücadele Mehmet Akif Ersoy’un Zaonos Paşa ve Nasrullah Camii’ndeki konuşmasıyla başlıyor. Birinci Meclisin aynı zamanda milletvekili aynı zamanda İstiklal Marşı’mızın şairi ve Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucularından onun bakış açısından her yıl farklılaştırarak bir Cumhuriyet Projesi yapıyorum şu anda. Bu yıl da
Gitme ey yolcu
Beraber ağlaşalım
Tek yüreğin karı değil
Gel paylaşalım
diye 1919-20 dönemini anlatıyoruz.
Hocam peki bu mesleği yapmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?
Meslekten ziyade bir dertleri olsun baksınlar ve görsünler yani ne geldiyse başımıza bakmadğımız ve görmediğimiz için geldi. Elin adamı geldi derimizi, paramızı, dinimizi, evlatlarımızı aldı başımızdan aşağı bombalar yağdırdı. Bunlar bakmadığımız, görmediğimiz için oldu. O yüzden bakmak ve görmek lazım. Dert sahibi olmak lazım, bu memleket için insanlık için kendisi için dert sahibi olması lazım. Sanatla ilgilenmesi noktasına gelince zaten bir yeteneği varsa şunu asla ve asla unutmamalı; .bu iş profesyonel anlamda fedakarlıkla yapılacak bir iş değil feda olacak, bir derdi olacak. Sanatın görevi ayna tutmaktır toplumları terbiye etmek değil. Terbiye eder mi ? Eder tabii terbiyesiz de eder ama bizim asli misyonumuz ayna tutmaktır. Bu insanlar bu iyiyi niye görmüyor? Bu insanlar bu kötüyü niye görmüyor? Sadece aynamız yalansız olacak dürüstçe olacak o yüzden baksınlar ve görsünler diyorum.
Bu anlamda da çok büyük bir misyon yüklenmişsiniz
Estağfurullah
Çok teşekkür ederiz Ahmet bey bu güzel röportaj için.
Ben teşekkür ederim sağ olun.






















